haftanın klibi

tek başına evde kalmak çok tanıdık bir duygu değill kendi evimin dışında kaldığım zaman ya arkadaşlarım ya da sevgilim beni yalnız bırakmazzdı geceleri. karanlıpktan korkan bir çocuk gibi şefkate ihtiyaçc duyduğuma inanıp göğsüme yaslanırdı. ki şua nfarkettim konudan çok uzaklaşmışım. tam da bana göre birşey zaten bu. onun orda olması beni nasıl hisseettirdiğin,i bilirdi. yine uzaklaştım. yalpalayarak yürüyen birinninm yarım yamalak yazması da beklentirleri karşılar nitelikte birşey. bir hafta yalnızım. yaşasın ki bu hissi seviyorum. herşey i seviyorum. aslında herşeyden herkesten nefret ediyorum ama o kadar çok seviyorum ki. satırlar ve sütunlar yetmezmiş gibi sanki. tüm sevdiğim kadınlarla aynı evde yaşsam da hiç ayrılmasam ama sadece sevbsem herksin hayatını paylaşıp sadece kendiminkini yaşasam. ama hayat o kadar kolay ve güzel değil. umrumda da değil aslında.

çok içiyorum çünlkü aklım başında olduğunda zihnim beni öldürüyor. şu an ki gibi hayatı parça parça görüntüler ve anılardan ibaret götürmek en güzeli.

yol ayrımını kendim istedim. önümdeki tabelalara bakıp nereye gidiceğime karar vermeye çalışıyorum. ya herkesi bırakıp uzaklara gidicem ki bunun için önmce ayılmalyım ve evet istesem ben buyum yeteneklerimin bir sınırı yok sadece tasmamı sıkı tutmanız gerek diye uzun zaman sonra görüşürüz diyip defolup gitmeliyim. ya da ertesi güne beni saçma sapan maceralara sürükleyen tek hayalimin peşinden yine en aptalca şeylere atılmalıyım. bir hiç için herşeyi vermek..ç hiç adil değil gibi ama zaten hayat bu kadar adilö ve güzelş olamazdı.ç

heheheee evde tek başıma kalıcam ondan sonra hep her geceyi kendimle sabah kadar konurşark geçiririm belki bifün öğreinmirm nasıl adann olacağomoı ve bişreyler olur mutlu olurum. ya da diğeride iyi aslında. beni seçim yapmak zırunda bırakmayım artık. ne sevdiğim insan ne de diğerlerişnden bri şey göremiyorum. kendim bile beni sevmiyor sanki. her gece yatağa bşakasını atan cool yazar modundayım. ki ben kendime su bile vermem ben olsam. en yisi benim. en birinci ben oldum.1! ya da ne kadar aptalım ben bile bilmiyorum.

bu hissi seviyorum. insanları değil. bende yarattıkları hisleri seviyorum. siz de kendinize dönün ve bakın çok azınız hadi canım sen de!! dersiniz. az olanlar da durumun gfarkında değildir bence. yine de olayımız kendimiziz. mutlu olmak için göze alamayancğımız şey mutsuz edemeyeciğimiz insan yok.
pervasızca ve samimiyetsizce değilim. sadece kendimi ve karşımdakileri görüdlkçe hisettiklerim bunlar.

bi sürü güzel şey var aslıda. alakasız oldu. herşeyi seviyorum hepsinden nefret ediyorum. kadehimi tüm hepimzie kaldırıyorum. şarkı da koymak istiyorum. senin onun benim için. kendim için. sadece bana.olsun. kendim için birşeyler yapmış olmaryı isterdim ama onu bile beceremediöm. süerp birşey. çok eski zamanlardan beri çalıyor sanki kulaklarımda. beni istiyorsan önce bunu dinle.kaçıncı kezdir çalıyor ben de bilmiyorum. hiç susmamış gibi..

Live 4 it! Haftanın Klibi



yok yok yaz aşkı filan yok. geceleri yalnız gökyüzü altında geçiriyorum. yalnız kalmak da bazen güzel. kendinle geçirecek vaktin oluyor. sonra kendini tanıyorsun filan. hayat ilginç.

Rüyalardan ibaret

Sadece seni görmek istediğim zamanlar uyuyorum. Geçirdiğim zamanın gerçek olmadığını, olamayacağını bilmenin verdiği acıya rağmen kabulleniyorum. Kabusların içinde peşinden koşmaktan yoruluyorum. Ama yine de.. Nefessiz kalana kadar devam ediyor herşey. Bir an uyanıyorsun. Hangisi gerçek dünya? Olmak istediğin yerle olduğun yer ne kadar da farklı. Uyumak acı veriyor. Ama kabul ediyorsun. Bir hayalle başlayan herşey şimdi kötü bir rüyadan ibaret. Mumları üflediğimde, ince dumanlarının karanlıktaki dansı, onlara eşlik eden sigara dumanı. Her nefeste belli belirsiz aydınlanan vücudumun üstüne kalan parmak izlerinin peşinden gitmek isteyen ben.. Gözlerimi kapayamadan geçen gün doğumları.. Herşey saçma bir rüyadan mı ibaret yoksa?

Live 4 it! Sezon Finali..

Live 4 it! 4. sezonunu bitirdi. Serinin belki de en kötüsü olarak imdb'de ve blog günlüklerinde yerini alacağı kesin gibi. Ama bu sezonda yazarımız birbirinden dehşetli maceralara atıldı. Sevgi, aşk, nefret, başarı, hayal kırıklığı, entrika, güzel kızlar ve hızlı arabalar, dünyayı yönetenler, gizli tarikatlar, dram, melekler ve şeytanlar, hatta tanrının kendisi bile bu sezonun silinmiş sahnelerinde sizleri bekliyor. 4. sezon kendimden esirgediğim herşey, fazlasıyla 5. sezonda olacak.

Geriye dönüp bakarsam, geçirdiğim zamanlar evrimden başkası değil. Kapıdan ilk giren benle şimdiki ben arasındaki farkı görebilecek kadar zaman geçireceğiz.

Hepsini bir kenara bırakırsak, neredeyse tüm bir sezonu beraber geçirdiğimiz esas kız yok artık. Hatta 2 aydır yok. Esas oğlan, ben de az kalsın dizi finalini yapıyordum.

Kendi limitlerimi gördüm. Düşebileceğim en son noktayı yukarıdan baktığımda görebilecek kadar derinlere indim. Az kalsın boğuluyordum, bir daha asla çıkamayacağım kadar derindi gittiğim yer. Son iki ay gece ve gündüz yaşayan iki farklı benle geçti. Güneş batmadan önce, gün doğumunu görmeden uyumadığım birkaç gecenin dışında her güne ışıkla başladım. Kendimi hiç olmadığı kadar birşeyler yapmaya verdim. Başarılı oldum mu vermek konusunda? Hiç de değil aslında. Ama bu kadarı bile beni istediğim yerin de yukarısına taşıdı. Başarılı oldum. Bunun tadını çıkardım.

Ama benden götürdükleri çok fazlaydı. Kendisi ne kadar rahatsa ben o kadar mutsuzdum. Düşmeyi ben istedim.. Dedim ya dibini görmem gerekiyordu. 2 aydır hastayım ve günde 20 saat ayakta geçiyordu. Nerde bi dur demem gerektiğini görmek istedim. Bu şekilde pek fazla yaşayamazsın, ciddi hastasın ve kontrol edilmen gerekiyor gibi birşeyler dedi annemin kolumdan çekip de götürdüğü doktorlar. Nerdeyse kanserli hasta gibi bakıyorlardı bana. Bu acınası bakış komik geliyor bana. Ne güzel işte ben ölürüm de onlar da vicdan azabı çeker demeye kadar getirdim ki bu da komik birşey. Sonra belimi de kötü sakatladım. En son böyle fiziksel birşeyi ne zamandı hatırlamıyorum ama bir hafta yürüyememiştim eskiden bi zaman kafama top çarpıp da menenjit olduğumu şans eseri öğrendiklerinde iğnelerden dolayı birşeyler olmuştu vesaire vesaire.. Şimdi hem kanserli hem de yarı büklüm hasta olarak bakılıyordum ki 100 yaşında hissediyordum kendimi o bakışlar altında.

Şimdi son iki ayda gördüğüm üzere ölmeye meyilli birşeyler vardı. Yukarıda seven birkaç kişi kalmış ki, burada sevenim yok gibi neredeyse. En sonuncusu trafik kazasında genç mühendis öldü gitti diyeceklerdi. Çok kötüydü. Hayatımın en ciddi anıydı belki de bi de esas kızdan ayrıldığım gece olmuştu ki onda kurtulmayı başaran esas oğlan sezon finalinde gidiyordu. Sezon çok sürüncemeli bitiyordu az kalsın. Herşey 9 Haziranda oldu ki direksiyon başına geçişimin 1. yılı şerefine bir kutlamaydı sanki.

Minibüs son anda direksiyonu kırdı ve benim kapımdan bana girmemeyi başardı. Sol arka taraftan çarpınca araç kendi etrafında spin attı. Arabanın parçaları sağa sola savruldu. Kafamı direksiyona vurduğumda kısa film şeridini izleme fırsatım oldu. Tüm sezonları hatta daha fazlasını gördüm. Bu son uyarı gibi birşeydi. Araba telef oldu ama ben iyiydim hala. Bu da birşey. Dersimi aldım. Hayat güzel birşey.. Hep biliyordum ben, buna ne gerek vardı.

Şimdi ise Live 4 it! 5. sezonu açıyor. Live 4 it! - The Revenge Season. Şimdi intikam zamanı.. Kişisel algılamayın. Ne esas kızdan ne de başka birinden intikam almak gibi bir düşüncem var. Benim derdim hayatla. Şimdi kimin kazanacağını göreceğiz.

Live 4 it!..

Live 4 it! - The Season Finale

DSC00576

son kiii üç dört..

gecenin bi yarısını da geçip sabahın kör saatine varıyor artık dönüş zamanları. herşeyden, herkesten uzak insanların arasında geçirmediğim zamanların tümü okulda bişeyleri yapmaya çalışmayı denemekten öte değil. en son ne zaman doğru dürüst uyudum ki.. çok oluyor. 5 yaşındaki çocuk gibi kolumdan tutup doktora götürdüler sonunda beni. söylediğine göre sağ ciğerimde birşey varmış. ve ayrıca birine göre henüz kötüye gitmemiş diğerine göre de bayağı öbür taraf yolcusu gidici bir halim varmış. kulak asmıyorum artık insanların söylediklerine bunları da duymazdan geldim. ne olduğunu bilmiyoruz ama bir ara baktırıcam söz ama şimdi gerçekten hiç zamanım yok diye yanından çıkarken. artık tüm eski sevgililerimden beni kanser ettiniz diye iç burkucu bir intikam alabilirim. komik bence bu. şu ana kadar yaptığım emek verdiğim herşeyi aslında yapmasam da olurmuş. asla kullanmayacağım 182 parça paslanmaz çelik çatal-kaşık-bıçak takımı almak gibi birşeymiş.

muhteşem ben.. sonum çok sıradan oluyor aslında. ama bu kadar kolay değil.. sezon finali geldi. bu öylesine bir son değil ama. hiç olmadığı kadar farklı oldu herşey. ahaha sen mutlu musun şimdi.. diye anlamsız, çocukça bağırıp kızmak istiyorum sevilmişin kim olduğuna bakmadan..

ben zaten hep bu son günleri beklemiştim. tüm hayat sonların nasıl olduğuyla ilgili aslında. bütünün, sürecin, yapılanların hiç bir önemi yok. son cümlenin dışında duyduğum hiçbirşeyi dinlemedim ki. sen göründüğün gibi değildin. hiçbirşey değil. hatta tanrı bile göründüğü gibi değil aslında..

end scene

sonunda başardım. kurduğum herşeyi yıktım. içimdeki herşeyi öldürdüm. şehri yağmayalan barbarlar gibi heryeri yakıp yıktılar, geriye hiçbirşey kalmadı. ben de. buna sevinmek hakları. geriye ilerde turistlerin yıkık dökük sütunlar arasında gezerken ne güzel bir yermiş diyeceği bir harabe kaldı. kaçıp kurtulanların yok olup silinmesi ya da herşeyi yeniden kurması arasında gidip gelen bir kader çizgisi var. gerçi kadere de inanmıyorum gibi aslında. ama bilmiyorum. hiçbirşey bilmiyorum ben. aslında bilmemek değil, karar verememek. ve neyse sonunda hep filmlerde görmeye alışık olduğumuz dibe vurma sahnesi gerçek oldu. bravo. and the oscar goes to.. me.

günaydın..

son birkaç haftadır gördüğüm bu kaçıncı gündoğuşu bilmiyorum. ama her sabah hayat yeniden başlıyor. bir önceki günden gelenlerle, gece rüyalarımızı süsleyenler ya da en büyük kabuslarımız bize birşeyler katıyor. uykusuz geçen zamanlarda saatin tiktakları daha bir yavaş vuruyor. piyano tuşlarına, uyanan kuşların ve rüzgarın sesi eşlik ediyor. sabahın serinliği içimi titretiyor. vücudumu saran bu irkilme zihnimde hayallere ilham veriyor, hatıraları canlandırıyor. gün doğuyor.. aydınlanan sadece sokaklar olmuyor bazen de içine doğuyor güneş. en karanlık noktalarına vuran ışık herşeyi olduğu gibi gösteriyor.

gün doğarken, sigaranın içini kemiren o dumanı, alkolün gözlerinin önüne getirdiği o perde gölgeleyemiyor hiçbirşeyi. seni her sabah uyandırmak için gelen bir melek, her sabah yeni bir umutla geliyor sana.. öperek uyandırıp seni herşeyden korumak için kanatlarının ardına gizliyor ruhunu. biliyor ki tanrının verdiği ışık kadar temiz şu an. hala..

1. Gün: Başlangıcın başında

uyandığımda sanki konuşmamız yeni bitmiş gibiydi. uyuyabildiğim zaten 1-2 saat oluyordu onda da sanki başka bir hayat yaşıyormuş gibiydim. bedenim dinlenmeye çalışırken zihnim de savaşmaya devam ediyordu. eski sevgilimle konuşmadım eğer dip not olarak düşmek gerekirse. herkesten farklı biriyle muhtemelen diğer konuşmamızı bundan uzun bir süre sonra yapmayı umduğum biriydi. birbirimize bakarken gözlerinin siyahında beni alevlere atmış gibiydi çoktan, bundan zevk alacağına dair bir hisse kapılmıştım. karşımdakinin gücünü kolay kabul etmem ama beni çoktan ele geçirmişti. konuşurken her cümlede beni başka birşey bekliyordu. sözlerinin keskinliği zihnime saplanan oklar gibiydi. kalbime çarpanları o anda nefesimi kesiyordu zaten bir yandan da düşünmeme bile izin vermiyordu. ya kabul edersin ya da sonuçlarına katlanırsın. seçimlerimin sonuçları kesindi.

istediğim de buydu aslında. sınırları belli bir yoldan gitmek. bir süre için. cama kafanı yaslayıp yolu seyredip düşünmek.. yolculuğun tadını çıkaralım şimdi..

the beginning

tam 45 gün. son gün tekrar görüştüğümüzde sorduklarıma cevap verebileceğini, yapmanı istediklerimi yapabileceğini umuyorum.. sonunda bir amaç için, neden olduğunu anlamak için. başarısız olursan artık bizi göremeyeceksin bir daha. aldığın nefesler gereksiz, söylediklerin anlamsız olacak. kum taneleri akmaya başladıktan sonra geçen geceler ve onları kovalayan gündüzleri saymaya başlıyoruz.

"Live 4 it! Around The Universe in 45 Days" tanrılar hepimizi korusun..

dawn after dark

en zor an. her bitti. zaman durmuş. sen durmuşsun. aklından geçen düşünceler bile olduğu yerde kalakalmış. umut yok. hislerin yok. isteğin yok. kimse yok. ışık yok. kapkaranlık. kendi nefes alışını bile arasında geçen zamanlarda unutuyorsun. son nefes. derinden. kalbini söküyor yerinden. parçaları havada uçuşan sonbaharda ağacından ayrılmış yapraklar kadar üzücü ve mutsuz uçuşuyor havada gözyaşlarının eşliğinde. dudakların aralanıyor. nefes alırken boğazının düğümü acıtıyor canını. sonrasında herşey parlak. ışık delip geçiyor vücudunu. seni kendinden ayırıyor. sesi çığlığını bastırıyor. herşeyi alıp götürüyor. herşey yeniden başlıyor. yeniden. herşeye.

...

Bir dağa çıkıp oradaki sessizliği yırtıp, kulak zarlarını yırtan bir fırtana kadar bağırmak istiyorum. ses tellerim kopana kadar. içim dışına çıksın. boşluk yok olsun. içimdeki sesler artık dışarı çıkmak için vücudumu parçalıyor. aklımın içinde geçen düşüncelerin sesine dayanamıyorum. o kadar yüksek sesliler ki başka kimseyi duyamıyorum. birşeyi hissedemiyorum. söyle aşk neredesin?.. en çok ihtiyacım olduğu anda en güvendiğim şey yok..